Salat-i Meşişiyye Evrad-u Usuli Eş şaziliyye
Salât-ı Meşîşiyye: Sırları, Faziletleri ve
Tasavvufi Manaları Üzerine Bir İnceleme
1.0 Giriş: Salât-ı Meşîşiyye'nin Manevi Mirastaki
Yeri
1.1 Stratejik Bağlam
Tasavvuf geleneği, manevi yolculara rehberlik
eden derinlikli dua ve vird metinleriyle zenginleşmiştir. Bu metinler arasında
Salât-ı Meşîşiyye, sırlarla dolu yapısı ve manevi derinliğiyle müstesna bir
yere sahiptir. Bu mübarek salavat, yalnızca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) yönelik
bir övgü ve dua metni olmanın çok ötesinde, varlığın kökeni, yaratılışın gayesi
ve Hakîkat-ı Muhammediyye’nin (Peygamber Efendimizin, mahlûkat
yaratılmadan evvel var olan hakikati) mahiyetine dair yoğun bir tefekkür sunar.
Asırlardır manevi yolcular için bir ilham ve feyiz kaynağı olan bu metin, her
bir cümlesinde katmanlı anlamlar barındıran bir irfan hazinesidir. Bu
incelemenin temel amacı, bu derin ve sırlı metnin kapılarını aralayarak,
içerdiği manevi mesajları günümüz okuyucusunun idrakine daha yakın kılmaktır.
1.2 Salavatın Tanımı ve Önemi
Salât-ı Meşîşiyye, büyük velî Abdüsselâm İbn-i
Meşîş (k.s.) tarafından tertip edilmiş, evliyâullah katında büyük bir
makbuliyete sahip olan ve derleme bir metin olmaktan ziyade, ilham yoluyla
yazdırıldığına inanılan kutsi bir virdir. Bu salavatın manevi ve entelektüel
derinliğinin en önemli göstergelerinden biri, üzerine "yirmiden fazla
açıklama yapılmış" olmasıdır. Bir metnin bu denli çok sayıda şerhe
konu olması, onun yalnızca lafzî güzelliğiyle değil, aynı zamanda her bir
cümlesinin tasavvufi hakikatlere açılan birer pencere olmasıyla ilgilidir. Bu
durum, Salât-ı Meşîşiyye'nin asırlar boyunca farklı meşreplerden âlimler ve
arifler için bitmeyen bir tefekkür ve ilham kaynağı olduğunu kanıtlamaktadır.
1.3 Bölüm Sonu Geçiş
Bu mübarek salavatın içerdiği sırların ve manevi
derinliğin kaynağına inebilmek için, onu tertip eden o büyük velînin hayatını,
manevi kimliğini ve irfanî duruşunu tanımak elzemdir.
2.0 Salavatın Kaynağı: Abdüsselâm İbn-i Meşîş
el-Hasenî (k.s.)
2.1 Stratejik Bağlam
Bir eserin manevi değeri ve tesiri, onu kaleme
alan zatın manevi mertebesi ve ilhamının saflığıyla doğrudan ilişkilidir. Bu
sebeple, Salât-ı Meşîşiyye'nin sırlarına vakıf olmanın ilk adımı, bu duayı
insanlığa hediye eden büyük Kutub Abdüsselâm İbn-i Meşîş'in (k.s.) kim
olduğunu anlamaktır. Onun hayatını ve manevi şahsiyetini tanımak, salavatın
içerdiği ilahi feyzin ve gücün kaynağını kavramanın yanı sıra, metnin neden bu
kadar derin ve sırlı olduğunun da anahtarını sunar.
2.2 Hayatı ve Manevi Yolculuğu
Kaynaklarda hayatı hakkında sınırlı bilgi bulunan
Abdüsselâm İbn-i Meşîş, Fas evliyasının en büyüklerinden ve Şâzeliyye
tarikatının kurucusu Ebû'l-Hasan eş-Şâzelî'nin hocasıdır. Hayatının kilit
noktaları şunlardır:
- Soyu: Hz.
Peygamber'in (s.a.v.) torunu Hz. Hasan'ın soyundan gelmesi sebebiyle "Hasenî"
nisbesiyle anılır. Bu mübarek soy, onun manevi mirasının temelini
oluşturur.
- Hocası ve Talebesi: Genç
yaşlarından itibaren kendisini ilme ve ibadete adayan İbn-i Meşîş,
evliyadan Abdurrahmân bin Zeyyât'a intisap ederek tasavvuf yolunda yüksek
derecelere ulaşmıştır. En meşhur talebesi ise, zamanın kutbunu ararken
kendisine yönlendirilen Ebû'l-Hasan eş-Şâzelî'dir. Şâzelî, hocasıyla ilk
karşılaştığında onun, kendisini ve Hz. Peygamber'e kadar uzanan tüm
dedelerini ismiyle karşıladığına şahitlik ederek manevi büyüklüğünü tasdik
etmiştir.
- Öğretileri ve Vasiyeti:
Ebû'l-Hasan eş-Şâzelî'ye yaptığı vasiyet, İbn-i Meşîş'in tasavvuf
anlayışının özünü yansıtır. Bu vasiyetin ana temaları; Allah korkusu,
dilini ve kalbini insanlardan korumak, Allah'ın farz kıldığı amellere
titizlikle sarılmak ve kalbi dünya sevgisinden arındırmaktır. Bu öğütler,
zahirî ve batınî disiplini birleştiren bir maneviyat yolunun temel
direkleridir.
- Şehadeti:
Peygamberlik iddiasında bulunan Muhammed bin Ebû Tevâcîn adlı sapkın bir
şahısla mücadele etmek için inzivasından ayrılmış ve bu uğurda şehit
edilmiştir. Bu sebeple tasavvuf tarihinde "Şehîd-i Kutb"
(Şehit Kutup) olarak anılmaktadır. Türbesi, Fas'taki Cebel-i Âlem'de
önemli bir ziyaretgâhtır.
2.3 Bölüm Sonu Geçiş
Abdüsselâm İbn-i Meşîş'in bu mübarek salavatının
sırlarını ve manevi inceliklerini nesiller boyu aktaran ve Anadolu irfan
geleneğinde özel bir yere sahip olan en önemli şârihlerden (yorumculardan)
biri, İsmail Hakkı Bursavî'dir (k.s.).
3.0 Şerh Geleneği ve İsmail Hakkı Bursavî'nin
(k.s.) Rolü
3.1 Stratejik Bağlam
Salât-ı Meşîşiyye gibi derin manevi metinlerin
anlaşılması ve her dönemde güncel kalarak yol göstermeye devam etmesi, onları
şerh eden (yorumlayan) yetkin âlimlerin ve ariflerin gayretlerine bağlıdır. Bu
şerh geleneği, metni sadece dilsel olarak açıklamakla kalmaz, aynı zamanda
kendi manevi tecrübeleriyle aydınlatarak her nesle yeniden sunar. Bu gelenek
içinde, Anadolu'da yetişen en büyük velîlerden biri olan İsmail Hakkı
Bursavî'nin (k.s.) özel bir yeri vardır. Onun Salât-ı Meşîşiyye üzerine yazdığı
Türkçe şerh, bu sırlı metni Anadolu insanının gönül dünyasına taşıyan en önemli
köprülerden biri olmuştur.
3.2 İsmail Hakkı Bursavî'nin Portresi
Anadolu irfan hayatının en parlak simalarından
biri olan İsmail Hakkı Bursavî, hem zahirî ilimlerdeki derinliği hem de batınî
mertebelerdeki yüksekliğiyle tanınır.
1652 yılında Aydos'ta doğan İsmail Hakkı Bursavî,
küçük yaşta Celvetiyye yolunun büyüklerinden Seyyid Atpazarlı Osman Fadlî
Efendi'nin manevi himayesine girmiştir. Osman Fadlî Efendi, onun için "Sen
doğumundan beri, bizim halis talebemizsin" diyerek manevi istidadına
işaret etmiştir. İstanbul'da hocasının yanında seyr-i sülûkünü tamamladıktan
sonra, ilahi feyiz ve marifetlere kavuşmuş ve Bursa'ya halife olarak
atanmıştır.
Bursa, Üsküp gibi şehirlerde uzun yıllar irşad
faaliyetlerinde bulunan Bursavî, aynı zamanda son derece velûd bir müelliftir.
Hayatı boyunca 106 adet eser kaleme almıştır. Eserlerinin en meşhuru,
rüyasında Hz. Peygamber'in (salla'llâhu aleyhi ve sellem) "Ümmetim için
bir tefsîr yaz!" emri üzerine kaleme aldığı Tefsîr-i
Rûh-ul-Beyân'dır. Bu muazzam eser, onun ilminin ve manevi ilhamının derinliğini
göstermektedir.
İsmail Hakkı Bursavî'nin tasavvufi anlayışı,
kâmil bir mürşide bağlanmanın merkezi önemini vurgular. O, dağda kendi kendine
yetişen meyve ile bahçıvan elinde terbiye gören meyve misalini vererek, bir
mürşidin rehberliğindeki manevi eğitimin, sâliki kısa zamanda
olgunlaştıracağını ve lezzetli manevi meyveler vermesini sağlayacağını
belirtir. Onun bu perspektifi, Salât-ı Meşîşiyye'yi sadece bir dua metni olarak
değil, aynı zamanda bir mürşid gibi sâlike yol gösteren, onu arındıran ve
yükselten bir manevi rehber olarak yorumlamasının temelini oluşturur.
3.3 Bölüm Sonu Geçiş
İsmail Hakkı Bursavî gibi ilim ve irfan sahibi
büyük bir âlimin derinlemesine şerh ettiği bu mübarek salavatın sırlarına
dalmadan önce, metnin aslını ve genel mealini sunmak, yapacağımız tefekkür
yolculuğu için sağlam bir zemin hazırlayacaktır.
4.0 Salât-ı Meşîşiyye Metni ve Tercümesi
4.1 Stratejik Bağlam
Bir metnin şerhine ve derinlikli analizine
geçmeden önce, metnin aslını ve genel anlamını okuyucunun zihninde
canlandırmak, yapılacak tefekkürü daha verimli kılar. Metnin orijinal Arapça
lafzındaki ahenk ile Türkçe mealindeki manayı bir arada görmek, Salât-ı
Meşîşiyye'nin ruhuna nüfuz etmek için ilk ve en önemli adımdır.
4.2 Salavat Metni
Aşağıdaki tabloda, Salât-ı Meşîşiyye'nin Arapça
metni ve kaynak metinlerdeki açıklamalardan derlenmiş sadeleştirilmiş Türkçe
meali sunulmaktadır.
|
Arapça Metin (اَلصَّلاَةُ
الْمَشِيشِيَّة) |
Türkçe Meali |
|
اَللـَّهُمَّ
َصِلِّ عىَل َمْن ِمْنـُه انـْـَشـقَِّت اْلاَلْْسَرَارُ |
Allah'ım, bütün sırların kendisinden fışkırdığı
O zâta salât et. |
|
َوانْـَفـلَـَقـِت
ْااَلنــْـَوارُ |
Ve bütün nurların kendisinden yarıldığı O zâta
salât et. |
|
َو ِفيـِه
اْرتـَـَقِت الَْحقائِـُق |
Bütün hakikatlerin kendisinde toplandığı O zâta
salât et. |
|
َو
تََنَّزَلْت عُلُوُم آَدَمَ فَـَاْْعَجَز الَْخلآئــَِق |
Âdem'in ilimlerinin kendisine indiği ve
mahlukatın O'nun karşısında aciz kaldığı O zâta salât et. |
|
َوهَلُ
تََضاَءلَِت الُْفُهوُم فمََلْ يُْدِرْكُه ِمنِّا َساِبٌق َو ال الِحٌق |
Anlayışlar O'nun karşısında zayıf kalmış;
bizden ne bir geçmiş ne de bir gelecek O'nu tam olarak idrak edememiştir. |
|
فَِرََيُض
الَْملَُكوِت ِبَزْهَرِ مَجَاهِل ُمونــَِقـةٌ |
Melekût âleminin bahçeleri, O'nun cemâlinin
çiçekleriyle süslenip güzelleşmiştir. |
|
َو ِحيَاُض
الَْجـََبُروِت بََفْيِض َانــْـَواِرِه ُمتََدِفِّقَـةٌ |
Ceberût âleminin havuzları, O'nun nurlarının
feyziyle dolup taşmaktadır. |
|
َو اَل
ََشْيءَ ِاالَّ َوُهَو ِبه َمنُوٌط |
O'na bağlı olmayan hiçbir şey yoktur. |
|
ِاْذ لَْواَل
الَْواِسَطُة ََلَذَهَب ََكَـا ِقـيَل الَْمـْوُسـوُط |
Zira "Eğer vasıta olmasaydı, vasıtaya
bağlı olan her şey yok olurdu" denildiği gibi... |
|
َصـال ًة
تَـلـِـيُق ِبَك ِمنَْك ِالَـْيِه ََكـَا ُهـَو َاْهلُـهُ |
Allah'ım, Senden O'na, Senin şanına yakışır ve
O'nun da layık olduğu bir salât ile salât et. |
|
َاللـَّهُمَّ
ِانَُّه ِسـرُّ َك الْجـَاِمـُع الدَّالُّ عَلَـْيكَ |
Allah'ım, şüphesiz O, Senin bütün sırlarını
toplayan ve Sana delâlet eden sırrındır. |
|
َو ِحَجابُكَ
ْاأَلْعـَظُم الْۤقــائِــُم لَـَك بَيْنَ يَـَديْـكَ |
Ve Senin huzurunda duran en büyük
perdedârındır. |
|
َاللـَّهُمَّ
الــِْحـْقىن ِبنََسِبـه َو َحِقِّـــْقنـى ِِبََسبـِه |
Allah'ım, beni O'nun (manevi) soyuna ilhak eyle
ve O'nun ahlakıyla beni hakikate erdir. |
|
َو
َعــِرِّْفـىن ِايـِّاُه َمْعرِفــًَة َاْسمَلُ ِبــهَا ِمْن َمــَواِرِد
الَْجهْلِ |
O'nu bana öyle bir marifetle tanıt ki, cehalet
kaynaklarından kurtulup selamet bulayım. |
|
َو
اَْكــَرُع ِبــهَا مِ ْن َمــَواِرِد الْـَفـضْلِ |
Ve o marifetle, fazilet pınarlarından
(vasıtasızca) kana kana içeyim. |
|
َو
َامْحـِلْنـى َعـىل َسبـِيِلـه ِالـى َحْضــَرتــَِك مَحْمُــاًل َمْحفــُوفــًا
ِبنُـْْصَرتـِكَ |
Beni O'nun yolu üzerinde, Senin yardımınla
kuşatılmış olarak huzuruna taşı. |
|
َو اْقــِذْف
ِبى عىَل الْـبـَاطِِل فَـَاْدمَغَـهُ |
Beni batılın tepesine indir ki onun beynini
dağıtayım. |
|
َو ُزجَّ ِبى
ِفى ِِبـَاِر ْاأَلَحـِديــَّةِ |
Beni ehadiyyet deryalarına daldır. |
|
َو
َانــْـُشلــْـىن ِمنْ َاْوحـَاِل الــتَـّْوحـِيـدِ |
Beni tevhidin (ikilik) çamurlarından çekip
çıkar. |
|
َو
َاْغــرِْقــىن ىِف َعيْـِن َِبْحــِر الَْوحــَْدِة َحتَّى ال َاَرى َو ال
َاْْسَمعَ َو ال َاِجَد َو ال ُاِحسَّ ِاالَّ ِبـهَا |
Ve beni vahdet denizinin kaynağına öyle bir
gark et ki, sadece O'nunla göreyim, O'nunla işiteyim, O'nunla bulayım ve
O'nunla hissedeyim. |
|
َو اْجـَعِل
اللـَّهُمَّ الِْحـجَاَب ْاأَلْعظَمَ َحياَة ُروِحى |
Allah'ım, o en büyük perdedârı ruhumun hayatı
kıl. |
|
َو ُروَحـُه
ِسـرَّ َحِقيـَقـتى |
O'nun ruhunu, hakikatimin sırrı eyle. |
|
َو
َحِقـيـَقـَتُه جَاِمـَع َعواِلمـى ِبتَــْحِقــيِق الــَْحـِقِّ ْاأَلوَّلِ |
Ve O'nun hakikatini, İlk Hakk'ın tahakkuku ile
bütün âlemlerimi kuşatıcı kıl. |
|
َي َاوَّلُ
َي آِخـُر َي ظاهـِرُ َي بَاطِـنُ |
Yâ Evvel, Yâ Âhir, Yâ Zâhir, Yâ Bâtın! |
|
ِاْْسَمعْ
ِنـداىئ ِبمـا َْسِعْـَت ِبـه ِنداَء َعـْبـِدَك َزَكــرِيـِّا عَلَيــِْه
السَّالمُ |
Kulun Zekeriyyâ'nın (a.s.) nidasını işittiğin
gibi benim nidamı da işit. |
|
َو
انُْصــْرىن ِبكَ َلَكَ |
Seninle bana yardım et, Senin için bana yardım
et. |
|
َو
َايــِِّْدىن ِبَك َلَكَ |
Seninle beni destekle, Senin için beni
destekle. |
|
َو اْجـَمْع
بَـْيىن َو بَيْنَـكَ َو ُحـْل بَـْيىن َو بَـْيــَن غَـْْيِكَ |
Benimle Senin aranı birleştir ve benimle Senden
başkasının arasına gir. |
|
هللاُ هللاُ
هللاُ |
Allah, Allah, Allah. |
|
ِانَّ
الَـّذى فََرَض عَلـَـْيَك الُْقــْرَاَن لَــَراُدَك ِاىل َمعـاٍد |
(Resûlüm!) Kur'an'ı sana farz kılan Allah,
elbette seni dönülecek yere döndürecektir. |
|
َربَّنَا
آتِنَا مْن لَُدنْكَ َرمْحَةً َو َهيِّْء لَنَا مْن َاْمرِنَا َرَشَدًا |
Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve
işimizde bize doğruyu göster, bizi başarılı kıl. |
|
ِانَّ هللَا
َو َمۤلـئِــَكتَهُ يُصلُّــوَن عىَل النــَّبِىِّ ََي َايــُّها اَلَّذيَن
آَمـُنوا َصــلُّوا عَلَيــِْه َو َسِلّمُوا تَْسلــمِيـًا |
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât
ederler. Ey iman edenler, siz de O'na salât edin ve tam bir teslimiyetle
selâm verin. |
|
َو
الَْحــْمُد هلِل َرِبِّ الْعــالَِمــنيَ |
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. |
4.3 Bölüm Sonu Geçiş
Salât-ı Meşîşiyye'nin bu mübarek metninin her bir
cümlesi, tasavvufi bir hakikate işaret eden ve derin tefekkür gerektiren
katmanlı manalar içermektedir. Şimdi, bu sır perdelerini aralama ve metnin
kalbine doğru bir yolculuğa çıkma zamanıdır.
5.0 Salavatın Kalbi: Hakîkat-ı Muhammediyye'nin
Sırları
5.1 Stratejik Bağlam
Salât-ı Meşîşiyye'nin özünü ve temel eksenini,
İslam tasavvufunun zirve kavramlarından biri olan Hakîkat-ı Muhammediyye
oluşturur. Bu dua, sadece bir övgü metni olmanın çok ötesinde, varlığın
kökenine, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kâinattaki merkezi ve kozmolojik konumuna
dair bir manifesto niteliğindedir. Bu bölüm, salavatın ilk beyitlerini analiz
ederek bu derin hakikati nasıl ortaya koyduğunu ve O'nun varlığını sadece
tarihsel bir figür olarak değil, bütün bir kozmosun ontolojik ilkesi olarak
nasıl konumlandırdığını inceleyecektir.
5.2 Yaratılışın Başlangıcı: Sırların ve Nurların
Kaynağı
Salavat, "Allah'ım, sırların kendisinden
fışkırdığı... Nurların kendisinden yarıldığı..." ifadeleriyle başlar.
Bu ifadeler, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sadece tarihsel bir şahsiyet değil, aynı
zamanda bütün bir varoluşun başlangıç noktası ve kaynağı olduğunu ilan eder.
Tasavvufi kaynaklarda bu hakikat, "Rûh-i Muhammedî" kavramıyla
açıklanır. Hz. Peygamber'in, "Allah Teâlâ önce benim ruhumu yarattı,"
ve "Allah Teâlâ en önce benim nûrumu yarattı" mealindeki hadis-i
şerifleri bu anlayışın temelini oluşturur. Bu perspektife göre, peygamberlerin,
velilerin ve diğer tüm insanların ruhları, O'nun ruhaniyetinden ayrılmış birer
parçadır. Aynı şekilde, güneşin ve ayın ışığı gibi maddi nurlar ile aklın,
imanın ve Kur'an'ın nuru gibi manevi nurların tamamı, O'nun varlığından
kaynaklanmıştır. O, bütün nurların aslı ve menbaıdır.
5.3 Varlığın Zirvesi: Hakikatlerin Toplandığı
Makam
Salavatın devamında, "Hakikatlerin
kendisinde toplandığı... Âdem'in ilimlerinin kendisine indiği..."
ifadeleriyle Hz. Peygamber'in (s.a.v.) varlıktaki toplayıcı (câmi) konumu
vurgulanır. O'nun mübarek zatı, ilahi ve kevnî (varlıksal) bütün hakikatleri
bünyesinde toplayan ilahi bir nüsha ("nüsha-i ilâhiyye")
gibidir. İsmail Hakkı Bursavî'nin şerhinde belirttiği gibi bu nüsha; "zâtî
isimlerin harflerini (hurûf-ı esmâ-ı zâtiyye)", "sıfatî isimlerin
kelimelerini (kelimât-ı esmâ-ı sıfâtiyye)" ve "fiilî isimlerin
ayetlerini" içine alır. Bu bağlamda, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz.
Âdem'e öğretilen ilimler dahi, esasen Hakîkat-ı Muhammediyye'den bir
yansımadır. Zira yaratılışın gayesi ve neticesi O'dur ve her şey ilmini ve
hakikatini O'ndan almıştır. Meleklerin dahi Hz. Âdem'e öğretilen ilimler
karşısında aciz kalması, bu ilmin aslında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ilminden
bir parça olmasından kaynaklanır.
5.4 İdrakin Ötesi: Anlayışların Aciz Kaldığı
Varlık
Metin, "Onun karşısında anlayışların
zayıf kalıp... ne geçmiş ne de gelecek hiçbir kimsenin kendisini idrâk
edemediği..." beyitiyle bu hakikatin insan idrakini aştığını belirtir.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hakikatini tam manasıyla kavramak, yaratılmışlar için
imkânsızdır. Klasik şerh geleneğinde bu durum şu çarpıcı benzetmeyle ifade
edilir: "Evliyâların ilmi, yedi derya olan peygamber ilimlerinden bir
damla; peygamberlerin ilmi, yedi derya olan Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimizin
ilminden bir damladır." Bu, O'nun ilim ve marifetinin ne kadar
kuşatıcı ve erişilmez olduğunu gösterir. En kâmil insanların dahi O'nu idrak
etmekten aciz kalması, O'nun hakikatinin ne denli yüce olduğunun bir delilidir.
5.5 Bölüm Sonu Geçiş
Hz. Peygamber'in bu eşsiz kozmik gerçekliğini
anlamak, bir sâlîkin kendi manevi yükselişinde neyi talep etmesi gerektiğini
idrak edebilmesi için mutlak bir ön koşuldur. İşte bu yüzden salavat, ontolojik
bir beyandan, sâlîkin bu hakikate ulaşma arzusunu dile getiren pratik bir
niyaza doğru evrilir.
6.0 Manevi Bir Yol Haritası: Salik'in Niyazı ve
Yükselişi
6.1 Stratejik Bağlam
Salât-ı Meşîşiyye, ilk bölümünde Hakîkat-ı
Muhammediyye'yi ortaya koyarak varlığın ontolojik haritasını çizdikten sonra,
metnin yapısı pedagojik bir dönüşüm geçirir. İkinci bölüm, manevi bir yolculuğa
(seyr-i sülûk) çıkan bir sâlikin (yolcu) Allah'a yakarışını ve
taleplerini dile getiren bir niyaza dönüşür. Bu yapısal değişim, salavatın
manevi öğretisindeki derinliği gösterir: Önce en yüce hakikat tanıtılır,
ardından o hakikate ulaşmanın yolu öğretilir. Bu bölüm, salavatın nasıl bir
arınma, bütünleşme ve nihayetinde fena (Allah'ın varlığında yok olma)
mertebelerine ulaşmak için bir yol haritası sunduğunu analiz etmektedir.
6.2 Nesep ve Ahlak ile Bütünleşme Talebi
Sâlikin ilk talebi şudur: "Allah'ım, beni
O'nun soyuna ilhâk eyle ve O'nun ahlakıyla beni hakikate erdir..." Bu
duada geçen "neseb" (soy), biyolojik bir bağdan ziyade, manevi
bir bağlılığı ve ruhani bir akrabalığı ifade eder. Bu, takva ve yüksek ahlak
ile elde edilen bir "rûhânî neseb"tir. "Haseb" ise
şerhlerde "kişinin kendi nefsinde ve âbâ ve ecdâdında olan mefâhirdir
(övünç kaynaklarıdır)" şeklinde tanımlanır. Hz. Peygamber (salla'llâhu
aleyhi ve sellem) söz konusu olduğunda bu övünç, Hz. Aişe validemizin
belirttiği gibi, O'nun "Kur'an ahlakı"dır. Dolayısıyla bu dua,
sâlikin kendi benliğinden sıyrılarak Hz. Peygamber'in ahlakıyla ahlaklanma ve
O'nun manevi ailesine dahil olma arzusunun bir ifadesidir.
6.3 Cehaletten Marifete, Fazilet Pınarlarına
Yolculuk
Yolculuk, marifet talebiyle devam eder: "Beni
cehalet kaynaklarından kurtaracak bir marifetle O'nu bana tanıt... Fazilet
pınarlarından kana kana içeyim..." Gerçek marifet (irfan), cehaletin
tüm türlerini ortadan kaldıran bir bilgidir ve bu bilgiye ancak Hz. Peygamber'i
(s.a.v.) tanımakla ulaşılabilir. Buradaki en dikkat çekici metafor,
"fazilet pınarlarından vasıtasız içme" talebidir. Bu, kitaplardan
okuyarak veya bir hocadan dinleyerek, yani çalışmayla elde edilen (kesbî) ilmin
ötesinde, doğrudan Allah'tan gelen, ilahi bir lütuf olan vehbî ilme
(Allah vergisi bilgi) duyulan iştiyakı simgeler.
6.4 Ehadiyyet ve Vahdet Denizinde Fena Bulma (Yok
Olma)
Duanın zirve noktası, sâlikin kendi varlığını
aşarak mutlak birliğe ulaşma talebidir: "Beni ehadiyyet deryalarına
al... Beni vahdet denizinin kaynağına gark et, öyle ki, sadece O'nunla göreyim,
O'nunla işiteyim..." Bu dua, tasavvufun en derin kavramlarını içerir.
İsmail Hakkı Bursavî şerhinde bu kavramları şu misalle aydınlatır: Ehadiyyet,
bir tohumun içindeki potansiyel çokluktur ("kesret-i bi’l-kuvve"); Vahdet
ise o tohumdan çıkan ağacın gövdesindeki birliktir ki dallar ve yapraklar
("kesret-i bi’l-fiil") ondan çıkar. Şerhlerde yapılan "Zira tevhid
kula ve vahdet Hakk’a göredir" ayrımı ise duanın derinliğini daha
da artırır. Bu dua, kulun kendi çabasıyla birliği ikrar etmesi olan
"tevhid" makamını aşıp, Hakk'ın kendi birliği olan "vahdet"
denizinde yok olma (fena) talebidir. Bu, sâlikin ikilikçi (dualist) bakış
açısından tamamen kurtulma ve her şeyi O'nunla gören, O'nunla işiten bir idrak
seviyesine ulaşma arzusunu ifade eder.
6.5 Bölüm Sonu Geçiş
Salavatın içerdiği bu derin manevi talepler,
metnin neden sadece bir dua değil, aynı zamanda düzenli okunan bir vird
olduğunu ve faziletinin kaynağını açıkça ortaya koymaktadır. Bu manevi yükseliş
rehberi, okuyanını en yüksek mertebelere davet eder.
7.0 Salât-ı Meşîşiyye'nin Faziletleri ve Vird
Olarak Okunması
7.1 Stratejik Bağlam
Bir duanın içerdiği manevi derinlik, onun düzenli
olarak okunmasıyla (vird edinilmesiyle) teorik bir bilgiden kişisel bir
tecrübeye dönüşür. Salât-ı Meşîşiyye'nin, bazı tasavvufi cemaatler tarafından
günlük vird (düzenli okunan dua) olarak kabul edilmesinin sebebi, metnin
sadece okunmakla kalmayıp, okuyanın ruh dünyasında dönüştürücü bir etki bırakma
potansiyelidir. Kaynak metinler ışığında, bu salavatı vird edinmenin getireceği
manevi faydalar ve faziletler incelenecektir.
7.2 Manevi Faydaları
Salât-ı Meşîşiyye'yi düzenli okumanın getireceği
manevi kazanımlar, metnin ve şerhinin ruhundan anlaşıldığı üzere şu şekilde
özetlenebilir:
- Hz. Peygamber'e (s.a.v) Yakınlık ve Sevgi: Şerhin
yazılış gayelerinden biri, "okuyan insanda Hz. Peygamber Efendimize
aşırı bir sevgi oluşması ve O´nun ümmeti olduğu için iftihar etmesi"
olarak belirtilmiştir. Salavat, lafzı ve manasıyla okuyanın kalbinde
Resûlullah sevgisini yeşertir ve O'na olan manevi yakınlığı artırır.
- Duaların Kabulüne Vesile Olması: Kaynak
metinlerde, duaların kabulü için salavatın önemi açıkça vurgulanır:
"Dualar Peygamber Efendimizle kabul edilir" ve "Duaların
başı ve sonu salavât-ı şerîfe olursa kabul edilen dua yaptığını kabul
etmelidir." Salât-ı Meşîşiyye, bu sırra binaen duaların kabulü için
güçlü bir vesiledir.
- Manevi Keşif ve Feyiz Kapılarını Açması: Şerhin
yazılış amaçlarından bir diğeri, bu metin vesilesiyle "insanların
gönüllerinin keşif ve feyz bahçelerine ulaşmasıdır." Salavatın derin
manaları üzerinde tefekkür etmek, okuyan kişinin manevi idrak seviyesini
yükseltir ve ilahi feyiz kapılarının açılmasına vesile olur.
- İlahi Koruma ve Yardım Talebi:
Salavatın son bölümlerinde yer alan "Beni batılın tepesine indir
ki beynini dağıtayım," ve "Senin rızan yolunda beni
kudretinle destekle" gibi ifadeler, metnin aynı zamanda manevi
bir kalkan vazifesi gördüğünü gösterir. Bu duayı okuyan kimse, Allah'tan
nefsine, şeytana ve her türlü batıla karşı ilahi bir yardım ve koruma
talep etmiş olur.
7.3 Bölüm Sonu Geçiş
Salât-ı Meşîşiyye'nin içerdiği bu derin ve özel
tasavvufi kavramların daha iyi anlaşılması için, metinde sıkça geçen bazı temel
terimlerin açıklandığı bir sözlük, okuyucuya rehberlik edecektir.
8.0 Sonuç: Varlığın Özüne Bir Yolculuk Olarak
Salât-ı Meşîşiyye
8.1 Sentez
Bu incelemede sunulan analizler, Salât-ı
Meşîşiyye'nin, büyük velî Abdüsselâm İbn-i Meşîş'in manevi bir ilhamla kaleme
aldığı, sıradan bir dua metninin çok ötesinde bir eser olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu salavat, Hakîkat-ı Muhammediyye ekseninde bir varlık
tefekkürü sunarak, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kâinattaki merkezi konumunu ve tüm
yaratılışın O'nun nurundan ve ruhundan nasıl neşet ettiğini derinlikli bir
üslupla ifade eder. Metnin ikinci bölümü ise, bu ontolojik hakikati idrak eden
bir sâlîkin, kendi benliğinden sıyrılarak vahdet denizinde yok olma (fena)
arzusunu dile getiren bir manevi yol haritası niteliğindedir.
8.2 Kapanış Düşüncesi
İsmail Hakkı Bursavî gibi büyük şârihlerin
yorumlarıyla zenginleşen ve asırlardır manevi yolcuların virdi olan Salât-ı
Meşîşiyye, bugün de okuyanlar için hem ilahi hakikatlere dair bir ilim kapısı
hem de ruhani bir yükseliş vesilesi olmaya devam etmektedir. O, varlığın özüne
ve Muhammedî hakikate doğru yapılan zamansız bir yolculuğun davetiyesidir.
9.0 Ek: Temel Tasavvufi Terimler Sözlüğü
Aşağıdaki tablo, metinde geçen ve günümüz
okuyucusu için anlaşılması zor olabilecek bazı temel tasavvufi terimleri ve
kaynak metinlerdeki açıklamalarını içermektedir.
|
Terim |
Açıklama |
|
Hakîkat-ı Muhammediyye |
Bütün varlığın esası olan ilk taayyün
(belirti). Peygamber Efendimizin, mahlûkat yaratılmadan evvel var olan
hakikati. İsm-i Âzam olarak da ifade edilir. |
|
Kutub (Kutbu'l-Aktâb) |
Âlemin manevi idaresinden sorumlu en büyük
velî. Zamanın manevi direği, Gavs. Kendi içinde Kutb-u İrşad (hidayete
vesile olan), Kutb-u Ebdal (dünyanın nizamı ve rızık gibi maddi
işleriyle görevli) gibi mertebeleri vardır. |
|
Seyr-i Sülûk |
Manevi yolculuk. Bir mürşidin rehberliğinde
sâlikin (yolcu) nefsini terbiye ederek Allah'a doğru yaptığı manevi seyahat. |
|
Melekût Âlemi |
Her şeyin iç yüzü, ruhlar ve manalar âlemi.
Melekler ve bütün ruhlar âlemini kapsar. Mülk âleminin (görünen âlem)
bâtınıdır. |
|
Ceberût Âlemi |
Melekût ile Lâhût (İlahi âlem) arasında
bulunan, ilahi isim ve sıfatların tecelli ettiği azamet ve kudret âlemidir. |
|
Ehadiyyet |
Allah Teâlâ’nın her bir şeyde kendine ait
birlik tecellisi. Sayıdan münezzeh olan, Zât'a ait mutlak birlik. Tohumdaki
potansiyel çokluk gibi. |
|
Vahdet |
Birlik. Tasavvufta, kesrette (çoklukta) vahdeti
(birliği) görmek. Kula ait olan tevhîde karşılık, Hakk'a ait olan birlik
halidir. Ağacın gövdesindeki birlik gibi. |
|
Fena |
Yok olmak. Salikin kendi benliğinden,
sıfatlarından ve fiillerinden geçerek Hakk'ın varlığında, sıfatlarında ve
fiillerinde yok olması. |
|
Vehbî İlim |
Allah vergisi ilim. Çalışma ve gayret (kesbî
ilim) sonucu değil, doğrudan Allah'ın bir lütfu olarak kalbe gelen bilgi ve
marifet. |
|
Vird |
Manevi bir yolcunun (sâlik) düzenli olarak her
gün okuduğu dua, zikir veya Kur'an bölümü. |
|
Heyûla-i Külli |
Bütün feleklerin, unsurların ve doğuşların
mayası olan, cisimler âleminden önce var olduğuna inanılan ilk madde, cism-i
külli. |
|
Nefs-i Nâtıka |
Konuşan (idrak eden) nefs, insani ruh. İnsanı
diğer canlılardan ayıran düşünme, anlama ve konuşma yeteneğinin kaynağı olan
manevi cevher. |
|
Mertebe-i Zuhûrât |
Tecelli mertebesi. Hakikatlerin ve ilahi
isimlerin varlık âleminde görünür hale geldiği aşama veya seviye. |
بسم
الله الرحمن الرحيم
اللهم
: أي يا الله ، واسم الجلالة هذا علم على الذات الأقدس الواجب الوجود ، المستحق
لكل كمال وجمال ، الدال علية تعالى دلالةً جامعةً لمعاني أسمائه الحسنى كلها ما
علم منها وما لم يعلم .
صلِّ
: أي ارحم رحمةً مقرونةً بالتعظيم والثناء والمغفرة والبركة والتشريف والتكريم .
وتعظيمه
في الدنيا يكون : بإعلاء ذكره ، وإظهار دينه ، وإبقاء شريعته .
وفي
الآخرة يكون : بجزيل مثوبته ، وتشفعه في أمته ، وإبداء فضله بالمقام المحمود وغيره .
على
من منه انشقت الأسرار : أي على من انفتح واتضح وظهر بنوره صلى الله عليه وسلم ما
كان خفياً من العلوم والمعارف المستفادة منه عليه الصلاة والسلام ، ومنها اطلع
العارفون على أسرار الذات والصفات والأفعال
وانفلقت
الأنوار : أي انفتح بأصل خلقه باب الأنوار الحسية والمعنوية من الإيمان واليقين
والمعرفة .
وفيه
ارتقت الحقائق : أي بظهوره عليه الصلاة والسلام ظهرت وارتفعت حقائق الأشياء وعرف
الحق من الباطل .
وتنـزلت
علوم آدم فأعجز الخلائق : أي جميع العلوم التي نزلت على آدم عليه السلام ، نزلت
على المصطفى صلى الله عليه وسلم ، وزاد عليه علم حقائق المسميات وغيرها ، فأعجز
جميع المخلوقات من الأولين والآخرين ملائكةً وغيرهم .
وله
تضاءلت الفهوم : أي تصاغرت وكلت وعجزت ووقفت عقول وأفهام الخلائق جميعاً عن
التطاول لنيل معارفه وأسراره وما منحه الله سبحانه وتعالى له صلى الله عليه وسلم
من العلوم ، فلم يدركوا كمالها ، وكذلك تصاغرت أفهام الخلائق عن إدراك حقيقته عليه
الصلاة والسلام .
فَلم
يُدركه منّا سابق ولا لاحق : أي جميع البشر السابقين له في الوجود كآدم عليه
السلام والآتين بعده كالصحابة رضوان الله تعالى عليهم ومن بعدهم إلى قيام الساعة
لم ولن ندرك حقيقة مقامه أو مكانته أو علومه ، ولا يُدرَكُ ذلك إلا في الآخرة لكشف
الحجاب عن الخلائق آنذاك .
فرياض
الملكوت بزهر جماله مونقة : أي أن نور جمال المصطفى صلى الله عليه وسلم زَيّن
ونضّر وزركش عالم الملكوت وهو : ( ما غاب عنا من المحسوسات كالجنة والعرش والكرسي
) .
وحياض
الجبروت بفيض أنواره متدفقة : أي أن إمداد بحر علمه الممتلئ صلى الله عليه وسلم من
عالم الأسرار والعلوم والمعارف لا ينقطع عن قلوب العارفين والعلماء الربانيين
والفقهاء النجباء المخلصين .
ولا
شيء إلا وهو به منوط : أي لا يوجد شيء من الأشياء من إنسٍ وجن وملك وجماد ومحسوس
ومعقول وعالم سفلي وعالم علوي إلا وهو مرتبط بالنبي صلى الله عليه وسلم ومتعلق به
من جملة الوجود والإمداد .
إذ
لولا الواسطة لذهب كما قيل الموسوط : أي أنه صلى الله عليه وسلم هو سبب النعمتين
اللتين ما خلا كل موجود عنهما ، ولا بد لكل مُكوَّن منهما : 1- نعمة الإيجاد 2-
ونعمة الإمداد ، إذ لولا أسبقية وجوده ما وجد موجود ، ولولا سريان نوره في الكون
(الشريعة والقرآن) لهدمت دعائمه .
فقد
روى البيهقي عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال : قال رسول الله صلى الله عليه
وسلم ( لما اقترف آدم الخطيئة قال : يا رب أسألك بحق محمد لما غفرت لي ، فقال الله
: يا آدم وكيف عرفت محمداً ولم أخلقه ؟ قال : لأنك يا رب لما خلقتني بيدك ، ونفخت
فيَّ من روحك ، رفعت رأسي فرأيت على قوائم العرش مكتوباً لا اله إلا الله محمد
رسول الله ، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق إليك . فقال الله تعالى :
صدقت يا آدم إنه لأحب الخلق إليَّ ، وإذ سألتني بحقه قد غفرت لك ، ولولا محمد ما
خلقتك ) قال في مجمع الزوائد رواه الطبراني في الأوسط والصغير وفيه من لم أعرفهم ،
ورواه الحاكم وصححه والطبراني وزاد فيه ( وهو آخر الأنبياء من ذريتك ) .
وذكر
العلامة القسطلاني في المواهب اللدنية ( 1/ 69ـ70 ) أنه لما خلق الله تعالى آدم
ألهمه أن قال : يا رب لمَ كنيتني أبا محمد ؟ قال الله تعالى : يا آدم ارفع رأسك ،
فرفع رأسه فرأى نور محمد صلى الله عليه وسلم في سرادق العرش . فقال يا رب ما هذا
النور ؟ قال : هذا نور نبي من ذريتك اسمه في السماء أحمد وفي الأرض محمد لولاه ما
خلقتك ولا خلقت سماءً ولا أرضاً . وعند ابن عساكر من حديث سلمان كما ذكر العلامة
القسطلاني في المواهب اللدنية ( 1/83 ) قال : هبط جبريل عليه السلام على النبي صلى
الله عليه وسلم فقال : إن ربك يقول : إن كنتُ اتخذت إبراهيم خليلاً فقد اتخذتك
حبيباً ، وما خلقت خلقاً أكرم عليَّ منك ، ولقد خلقت الدنيا وأهلها لأعرفهم كرامتك
ومنـزلتك عندي ولولاك ما خلقت الدنيا .
صلاةً
تليق بك منك إليه كما هو أهله : أي يا الله صل بجنابك وإحسانك على سيدنا محمد صلى
الله عليه وسلم صلاةً كاملةً مخصوصةً موصولةً منك إليه بدون واسطة تناسب عظيم قدره
ومقداره لديك إذ لا يعرف حق قدره ومقداره إلا أنت .
فقد
أخرج الطبراني وأبو نُعيم وابن النجار والخطيب بالسند عن ابن عباس رضي الله عنهما
أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : ( من قال جزى الله عنا محمداً ما هو أهله
أتعب سبعين كاتباً ألف صباح ) وفي رواية ( ألفي صباح ) .
اللهم
إنه سرك الجامع : أي يا الله إن هذا الحبيب المصطفى عليه الصلاة والسلام معدن سرك
الجامع لما تفرق في غيره ، إذ ما أّعطيه غيره من الأنبياء صلوات الله تعالى
وسلاماته عليهم من الكمالات والمعارف والعلوم والبركات والمعجزات مجموع فيه صلى
الله عليه وسلم و زاد عليهم بالمنح الإلهية والعطايا الربانية ما لا يعلمه إلا
صاحب المن والعطاء اللطيف الخبير .
الدال
عليك : لكونه صلى الله عليه وسلم هادياً للخلائق جميعاً ، ومرشداً لهم ، ومعرفاً
لهم الطريق الموصلة إلى الله تعالى بأقواله وأفعاله ، وكل دال على الله تعالى إنما
يدل عليه بدلالته صلى الله عليه وسلم ، فنبوته صلى الله عليه وسلم جمعت سائر
النبوات ، ونوره صلى الله عليه وسلم جمع سائر الأنوار ، وكتابه صلى الله عليه وسلم
جامع لجميع الكتب المنـزلة .
وحجابك
الأعظم : أي المانع الأعظم للعقول حيث عقلها بعقال شرعه عن النظر في حقيقة الذات
الإلهية ، لما رواه أبو الشيخ عن أبي ذر رضي الله عنه قوله عليه الصلاة والسلام (
تفكروا في خلق الله ولا تتفكروا في الله فتهلكوا ) وهو المانع الأعظم للمؤمنين من
العذاب بإرشادهم ودعائهم إلى الإيمان ، وهو حجاب رحمة بين العبد وهيبة ربه ،
وبواسطته تلقَّى المؤمنون شرع ربهم ، وهو مانع المضار الدنيوية والأخروية عن أمته
( وما كان الله ليعذبهم وأنت فيهم وما كان الله معذبهم وهم يستغفرون ) ، وبما أن
الأنبياء عليهم الصلاة والسلام حجب لأممهم فرسول الله صلى الله عليه وسلم أعظمهم ،
فلا يمكن لأحد الوصول إلى الله تعالى إلا عن طريق شرعه واتباع نبيه صلى الله عليه
وسلم .
القائم
لك بين يديك : أي القائم أتم قيام بتكاليف الرسالة وتوفية حقوقها لأجلك يا الله
تعظيماً وإجلالاً ، قيام الخادم بين يدي المخدوم إذ شرعه الشريف صلى الله عليه
وسلم زاجر عن انتهاك حرماتك ، ومانع عظيم عن إساءة الأدب معك سبحانك ، فهو داعي
الخلق إليك بك من غير واسطة بينك وبينه ، قائم بحضرة القرب المعنوي منهمك في طاعتك .
اللهم
ألحقني بنسبه : أي أدم عليَّ يا الله نعمة الثبات على دينه صلى الله عليه وسلم
علماً وعملاً قولاً وحالاً ، واختم لي بالحسنى على ذلك حتى أكون من رفقائه صلى
الله عليه وسلم في دار نعيم الوصال .
وحققني
بحسبه : أي وفقني يا الله للتخلق بأخلاقه صلى الله عليه وسلم ، واجعلني من
المهتدين بهديه ، المقتفين للتقوى بكتابه وسنته في أقواله وأفعاله وأحواله ، إذ
متابعته صلى الله عليه وسلم موجبة للرحمة في الدنيا وموجبة للفلاح في الآخرة ،
وموجبة للرفع إلى أعلى الجنان ، وموجبة للمحبة من الله تعالى .
وعرفني
إياه معرفةً أسلم بها من موارد الجهل ، وأكرع بها من موارد الفضل : أي يا الله
عرفني على مصطفيك معرفةً تامةً حتى لا أقع بالجهل المفسد للأديان ، لأنه صلى الله
عليه وسلم المرآة الكبرى والواسطة العظمى ، فمعرفته موصلة إلى معرفة الله تعالى ،
وعلى حسب معرفته صلى الله عليه وسلم تكون معرفة الله تعالى ، إذ هو باب الله
الأعظم ، ومعرفته تثمر مقام المحبوبية عند الله تعالى ، فان محبة الله تعالى لعبده
على حسب محبة العبد للنبي صلى الله عليه وسلم ومتابعته ، ومحبة العبد له على قدر
معرفته واطلاعه على جماله ونواله وشرعه ، فان العلم فيه كالماء الزلال النافع
لحياة القلوب والأرواح والأجساد والأشباح .
واحملني
على سبيله إلى حضرتك حملاً محفوفاً بنصرتك : أي يا الله اسلك بي طريقته ، واجعلني
عاملاً بشريعته وسنته لأنها سبيل الوصول إلى الحضرة العلية ، محفوظاً من كل عائق
حتى أصل إليك بعنايتك ( وهذا مقام السائرين إلى الله تعالى المستدلين بالصنعة على
الصانع ) .
واقذف
بي على الباطل فأدمغه : أي اجعل الحق يا الله معي ، ليخمد ويذهب الباطل ، واجعلني
حجةً بالغةً ظاهرةً ليتم لي الاهتداء ويصح بيَ الاقتداء حتى ينـزاح بيَ الباطل
ويظهر بيَ الحق .
وزجَّ
بي في بحار الأحدية : أي يا الله ارم بي في أنوار لا إله إلا الله ، وأدخلني في
طائفة المتحققين بالتوحيد الخالص ، حتى تفنى عندي الرسوم ولا يبقى إلا الحي القيوم
، وهذا مقام أهل الفناء المحض الذين غرقوا في توحيد الأحدية فلم يشهدوا سوى ذات
الله تعالى العلية ( ويسمى هذا المقام عين الجمع المعبر عنه بتجريد التوحيد ) .
وانشلني
من أوحال التوحيد : أي خلصني يا الله سريعاً من مخاوف ومزالق الاعتقادات الرديئة
الباطلة ومن متشابهات الأحكام التي زلت فيها أقدام الكثيرين إلا من رحم الله تعالى
ومما يعرض للسالكين المستدلين بالأشياء على الله تعالى من الشبهات ، فلا تسلك بي
مسلك من شطح في كلامه واصطلم ، أو ممن لُبِّسَ عليه الأمر فقال بالحلول والاتحاد
ووحدة الوجود ، أو ممن غلبت عليه الحقيقة فادعى الجبر ونفى الحكمة والأحكام ، لأن
صاحب الفناء إن لم تدركه العناية الإلهية أنكر ثبوت الآثار ومنها الرسل وما جاءوا
به بل والعالم برمته ، وتخليصه من تلك الأوحال نقله من مقام الفناء إلى مقام
البقاء .
وأغرقني
في عين بحر الوحدة : أي ردَّني إلى البقاء بعد الفناء لأصلح للخلافة في الأرض
وأكمل غيري ، وهو المعبر عنه بجمع الجمع ، إذ يكون الجمع في باطنه موجوداً والفرق
على ظاهره مشهوداً ، ولذلك كان مقصوده الزج في بحار الأحدية الدفع لا على سبيل
الإغراق بل على سبيل الركوب والمرور ليعلم ما فيها من الذخائر ، وهو مقام الفناء
ثم الاستغراق في عين بحر الوحدة ( وهي مدد البحر ) حتى يكون ممداً لمن خاض لججه ،
ولا يكون ذلك إلا في مقام البقاء ، إذ التوحيد الخالص الكامل هو شهود الذات
متّصفةً بالصفات ، فيستدل على الصنعة بالصانع لكونه لا يشهد إلا الله تعالى وصفاته
، والصنعة آثار صفاته ( وهذا مقام العارفين ) .
حتى
لا أرى ولا أسمع ولا أجد ولا أحس إلا بها : هذا غاية الاستغراق المذكور وهو الغيبة
عن الأكوان بشهود المكوِّن ، أي لا أرى ولا أسمع ولا أجد ولا أحس أي أثر من آثار
خلق الله تعالى إلا بعد شهوده ، فلا يوجد شيء إلا وهو قائم به سبحانه ، وبقاؤه
مستمد بتقدير بقاء الله تعالى له .
ولما
كان كمال العبودية وكمال التوحيد والمعرفة لا يتم لصاحبه إلا بالاستقاء من يد
المصطفى صلى الله عليه وسلم قال :
واجعل
الحجاب الأعظم حياة روحي : أي يا الله مد روحي من النبي صلى الله عليه وسلم كما
تمد العود الأخضر بالماء ، لأنه صلى الله عليه وسلم حياتها ، فالأرواح التي لا
تشاهده ولا تستقي منه كأنها أموات ، وهذه إشارة إلى أن العارف بالله تعالى لا غنى
له عن واسطة النبي عليه الصلاة والسلام وإن وصل إلى حضرة القدس ، وفني عن وجوده
وفنائه وعن كل شيء في هيبة شهوده ، واجعله يا الله حاجباً لروحي عما فيه هلاكها
فتكون حيةً متمتعةً في معرفتك يا الله بسببه ، فانَّ من لم يحتجب بالنبي صلى الله
عليه وسلم وقع في المهالك وابتدع وضل وماتت روحه .
وروحه
سر حقيقتي : أي يا الله اجعل شهود روحه عليه الصلاة والسلام تنقل سر حقيقتي بأن
تصير حقيقتي سراً بواسطة ذلك الشهود ، لأن حقيقة الإنسان هي اللطيفة الربانية التي
كان بها الإنسان إنساناً ، فتسمى نفساً في مقام الإسلام ، وقلباً في مقام الإيمان
، وروحاً في أول مرتَبَتَي الإحسان وهي المراقبة في أولاها ، والسر في ثانيها وهي
المشاهدة .
وحقيقته
جامع عوالمي بتحقيق الحق الأول : أي أسألك يا الله بوجودك الحق السابق على كل شيء
أن تجعل حقيقتي متوجهةً إلى شهود حقيقته صلى الله عليه وسلم مع عدم الغفلة عن شهود
الربوبية والاستغراق فيها ، حتى لا أقع كمن غلط في شهود الواسطة فجعلها مقصداً ،
إذ لولا تعريف الله تعالى عباده به ما عرفوه ( وما كنا لنهتدي لولا أن هدانا الله
) وأسألك يا الله أن تكون عوالمي كلها ( النفس والقلب والروح والسر ) منصرفةً
ومتوجهةً إلى شهود النبي عليه الصلاة والسلام الصادقة بعوالمه الشريفة ، واجعل كل
أجزائي مشغولةً به ظاهراً وباطناً ، تابعةً له في كل ما أمر به ونهى عنه ، وأعني
يا الله على شهوده الآن في عالم الأجساد بعد أن شهد قلبي التوحيد في عالم الأرواح
يوم ( ألست بربكم ) إذ هو أول من أجاب بـقوله ( بلى ) ودعا إليه فاستجب لي ما
دعوتك به يا الله .
ثم
استغاث في سؤال شهوده صلى الله عليه وسلم بهذه الأسماء الحسنى لما فيها من الدلالة
على الإحاطة والقيومية والتنـزيه ، وأدخلَ حرف النداء في أولها تأدباً بإظهار نفسه :
يا
أول : وهو السابق على كل شيء لقدمه ، كان الله تعالى ولا شيء معه وهو الآن على ما
عليه كان سبحانه .
يا
آخر : وهو الباقي الذي يستحيل عدمه ( كل شيء هالك إلا وجهه ) .
يا
ظاهر : وهو الواضح الربوبية بالدلائل ، والذي ليس فوقه شيء وظهر بصنعه وأفعاله
سبحانه .
يا
باطن : وهو الذي ليس دونه شيء ، والذي تحجب عنا بجلاله ، المحتجب عن الأفهام الذي
لا يحيط به تكييف ، فلا يحيط به عقل فيدركه ، جل المهيمن عن الإدراك إذ تاهت عقول
ذوي الألباب فيه ، وكلَّت وضلَّت بحار العقل والفكر في ذاته سبحانه ، وإذا كان
الإنسان لا يحيط بصفات ذاته فكيف بباريه تعالى ؟ فلا يعرف ذات الله تعالى إلا هو
سبحانه وتعالى .
ولهذه
الأسماء الأربعة خواص عظيمة إذ قالوا : من قال بعد صلاة ركعتين خمساً وأربعين مرةً
( هو الأول والآخر والظاهر والباطن وهو بكل شيء عليم ) حصل له مطلوبه أيَّاً كان .
اسمع
ندائي : أي يا الله اسمع دعائي ومناجاتي سماع قبول وإجابة بطلبي الوارث لسري حتى
ينتفع به المؤمنون ويكونوا في ميزانه ، والمرء في ميزانه من اتبعه .
بما
سمعت به نداء عبدك زكريا : أي أقسم عليك يا الله بالاسم الذي سمعت به نداء عبدك
زكريا عليه السلام وهو ( المجيب الرحيم ) بطلبه أمراً عظيماً وهو يحيى عليه السلام
ليرثه في النبوة والعلوم والمعارف ( رب لا تذرني فرداً وأنت خير الوارثين ) ( فهب
لي من لدنك ولياً يرثني ) ( يا زكريا إنَّا نبشرك بغلام اسمه يحيى ) ، فأعطاه الله
تعالى القطب الكبير سيدي أبا الحسن الشاذلي رضي الله عنه فورثه في الطريق والعلوم
والمعارف وكان على يديه الفتح والانتشار .
وانصرني
بك لك : أي باسمك المعين النصير قوني بحولك وقوتك لا بالأسباب والوسائط من أجل أن
أقوم بأداء ما كلفتني به من الأمور الدينية والوظائف الشرعية مخلصاً لوجهك الكريم
لا لأغراض نفسي حتى أكون عبداً على الحقيقة لك فهو منك وإليك .
وأيدني
بك لك : أي باسمك القوي المتين قوني من أجل أن أقوم بقهر أعدائك وردهم إلى القيام
بحقك ، وأعطني سراً من عندك لأزداد قوة إيمان ويقين وصبر على البلاء بحيث تصير
البلايا عطايا ، فأصبر شاكراً على السراء حامداً على الضراء وكل ذلك لمرضاتك .
واجمع
بيني وبينك : أي يا الله أزل حجاب الغفلة عن قلبي وكل شاغل يشغلني عنك ، ولا
تحجبني عن نور مشاهدتك طرفة عين ( وهذه تحلية ) .
وحل
بيني وبين غيرك : أي أدم يا الله الحيلولة بيني وبين كل قاطع يقطعني أو يحجبني أو
يبعدني عنك ، وصن قلبي من الأغيار واحرسه بدوام الأنوار ( وهذه تخلية ) .
الله
، الله ، الله : أتى بالاسم الجامع الأعظم مجرداً عن حرف النداء لئلا يُشعر بالبعد
استغراقاً في الله تعالى وفناءً فيه ، وجعل ذكره ثلاثاً تبركاً واستلذاذاً ،
وإشارةً إلى الخروج عن العوالم الثلاثة : عالم الأفعال ، وعالم الصفات ، وعالم
الذوات ، فإن مراتب الفناء ثلاثة :
1-
فناء في الأفعال : بدوام رؤية أن لا معز ولا مذل ولا مانع
ولا معطي إلا الله تعالى .
2-
وفناء في الصفات : بدوام رؤية أن لا عالِم ولا قادر ولا
مريد ولا حي إلا الله تعالى .
3-
وفناء في الذات : بدوام رؤية أن لا موجود إلا الله تعالى .
فأتى
بهذا الاسم العظيم إيقاظاً للأرواح ، وتنبيهاً لها على التعلق به والتخلي عما سواه
، وتكراره تثبيت معناه في الباطن وتأكيده في القلوب ، وقد قيل : الحكمة في ذلك
التكرار أن النبي عليه الصلاة والسلام كان يلقن أصحابه الذكر ثلاثاً ، وأن الله
وتر ، وأن منبره صلى الله عليه وسلم ثلاثُ درجات كلما صعد على واحدة قال : الله ،
ـ فاقتدى به ـ ، وأن النفوس ثلاثة : أمارة ولوامة ومطمئنة .
فإذا
قال الاسم الجليل أولاً خرج من الأمارة ، وخرج ثانياً من اللوامة ، ووصل ثالثاً
إلى المطمئنة .
{ إن الذي فرض عليك القرآن لرادَّك إلى معاد } : الحكمة من ذكره
هذه الآية الكريمة والتي قيلت للنبي عليه الصلاة والسلام في تأكيد مراده عليه
الصلاة والسلام مما يريد ويتمنى ومما أراده الله تعالى له من المقامات والعطيات
ومما لا يعلمه إلا الله سبحانه وتعالى ، فالحكمة هي مناجاته تعالى بقوله : صدقت يا
الله وعد حبيبك فاصدق وعدي بكل ما سبق ذكره ، وأنلني ما طلبته .
وأراد
الشيخ رحمه الله تعالى تنبيه المريد إلى أنه سبحانه هو المعاد الذي ترجع إليه
الأمور دنيا وأخرى ، فكن أيها المريد مستغرقاً فيه سبحانه وتعالى ، ولِهاً به ،
لتأمن جميع المخاوف وتنهال عليك من جنابه سبحانه جميل اللطائف ، فهو الموجود
الخالق المعبود ، والكل يرجع إليه خلقاً وافتقاراً .
{ ربنا آتنا من لدنك رحمة وهيئ لنا من أمرنا رشداً } : الحكمة من
إيثار هذا الدعاء القرآني لأصحاب الكهف على غيره ليناسب ما تقدم ، فان من أوى إلى
كهف الفردانية ، ولجأ إلى معاد حرم الصمدانية ، يصير متناسياً كل القواطع والأغيار
، فيسأل من فضل ربه العلي الكبير الذي شاهده ما يريد ، ويستمد منه المساعدة
والتيسير ، وفي هذا تنبيه للذاكر والمصلي على الحبيب عليه أفضل الصلاة وأتم
التسليم على أن المقصود الأعظم من ذكره تعالى هو القيام بحق العبودية ، والوقوف
تحت أكناف الربوبية ، وأن يكون دائماً متوجهاً بوجه قلبه لحضرة ربه مستمداً منه
جميع مطالبه ، سائلاً من نواله سبحانه ما ينفعه في جميع شؤونه وأحواله ليحصل له
الأنس به سبحانه ، وبحصول الأنس به تعالى يُقبل على خطابه والتوجه إليه ، ويطلب
زيادة الهداية والثبات عليها ، ونبذ جميع الأغيار ، ويطرح كل ما سوى الواحد القهار
، طالباً أن تهبَّ عليه نفحات الرحمة من ربه ، وأن يكون أمره كله رشداً وخيراً وأن
يكون له حظ من حال أهل الكهف في الخفاء عن الأضداد والأغيار لكون ذلك اعتناءً من
الحق بهم وإعزازاً لهم .
اللهم
علمنا ما ينفعنا وانفعنا بما علمتنا وقلل نسياننا وزدنا علماً وفقهنا في الدين
وأصلحنا والمسلمين لما تحبه وترضاه .
وآخر
دعوانا أن الحمد لله رب العالمين
إرسال
بالبريد الإلكتروني
كتابة مدونة حول هذه المشاركة
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı
açmayabilir...Tarafımızdan yüklendiği için açmakta ve indirmekte güvenlidir.
